Atlıkarınca

Yönetmen: İlksen Başarır
Yapım Yılı: 2010
Süre: 93 dk.
Ülke: Türkiye
Tür: Dram

Fragman

Filmin Repliği

Benim kefenim mor Tabutum ucuz bir günah teknesi Gönderinde sevgimin çeyiz kanları Utanç taziyemi tören edenlerin alnına sürülür nazarımda Ölü şerbetiyim zehirli bir merasim suyu ağıtlarda dağıtılan yutulup ekşiyen Dağılan kadının yüzü Sevgi utancının dibinde Leşimin helalliğini tükürüyor Ter kokan mezarımda Sapsarı bir yük kadının yüzü Kızılca kıyamet sevginin Nefret rengi, gözleri ölgün ağlamıyor yüksünmüyor dahası! öpüyorum alnını yaralarından İniltim sıvazlıyor bedenini Sevgi paramparça, paramparça..

Birbirimizi daha çok seveceğiz.

Kadro

Yönetmen

İlksen Başarır

Oyuncular

Mert Fırat

Nergis Öztürk

Sema Çeyrekbaşı

Sercan Badur

Nila Fırat

Atlıkarınca Ne Anlatıyor?

Çürüyen Aile İçi Dinamikler ve Sessizlik Sarmalı

⚠️ Dikkat: Bu analiz yazısı, filmi henüz izlememiş olanlar için spoiler detaylar içerebilir.

Toplumsal ahlakın en steril görünen odalarına gizlenmiş, üzeri kalın perdelerle örtülü bir dehşetin fısıltısız çığlığıdır *Atlıkarınca*. Tarkovski, *"Bir film, seyirciyi koltuğunda rahatça oturtmamalı, huzursuz etmeli"* der; İlksen Başarır’ın bu eseri tam da bu tanımın sinemadaki en sarsıcı karşılıklarından biri. Film, kutsanan o "modern ve mutlu çekirdek aile" tablosunu paramparça ederken, ensest gibi dokunulması zor bir tabuyu ucuz bir röntgencilik ya da sömürü malzemesi haline getirmeden, tüm ağırlığıyla seyircinin kucağına bırakıyor. Yönetmen, failin bir "canavar" prototipinden ziyade, toplumda saygı gören, şiirler yazan, kibar bir burjuva erkeği (Erdem) olması üzerinden ilerliyor. Bu bilinçli tercih ve filmin geçtiği o zamansızlık, aitsizlik hissi; kötülüğün sadece doğuda veya eğitimsiz kesimde değil, dünyanın her bölgesinde, her an vuku bulabileceğini tokat gibi yüzümüze çarpıyor.

Film, olaya tek bir açıdan, yapması gerektiği gibi mağdurun gözünden yaklaşıyor. Fazla söze, diyaloglara ihtiyaç duymadan; kapanmayan bir banyo kapısının aslında ne demek olduğunu, oğlan çocuğunun o sessiz gerginliğini ve kız çocuğunun tedirginliğini ta içinize işletiyor. Erdem'in bakış açısından uzakta kurulan bu yapı, "ne yaşandığını" açıkça göstermeksizin en acı haliyle gözünüze sokuyor. Anne Sevil’in "konduramamak" davranışı ve dondurulmuş bir mutlu aile fotoğrafının arkasında yatan o çürümüş gerçeği görmezden gelmesi, en az istismarın kendisi kadar yıkıcı bir işbirlikçilik. Öte yandan diğer çocuk Edip, tüm soru işaretlerini üzerine çeken, "ya Edip?" şüphesiyle izleyicinin aklını kemiren bir karakter. Atlıkarınca, her zaman tüm cevapları veren filmlerden ziyade, bu yanıtlanmamış soruların boşluğuyla büyüyen kusursuz bir anlatı kuruyor.

Böyle bir filme "güzel" demek hem yetersiz hem de konu itibariyle iğreti duran bir sıfat. "Rahatsız edici" demek ise anlatımı sığlaştırabilir. Bu öyle bir film ki; önce sizi o hayatın içine çekiyor, o evden birisi yapacak kadar gerçeğe yaklaştırıyor, sonra asıl gerçekleri suratınıza tükürüyor. Filmin dozu öylesine ayarlanmış ki; çok ağır olmasına rağmen izlemeyi bırakamıyorsunuz. Ancak bittiğinde söylemek istediğiniz onca şeye rağmen sesiniz çıkmıyor; kızarmış gözleriniz, ağrıyan mideniz ve kamburlaşmış sırtınızla yerinizden uzun süre kalkamıyorsunuz. Mert Fırat'ın böylesine zor bir karakteri yazıp bir de üzerine oynaması büyük bir tebriği hak ediyor. Neredeyse her karesinin bir sonrakiyle bağlandığı, ayrıntıların öylesine göz gezdirmelik olmadığı bu döngü, tıpkı adını aldığı atlıkarınca gibi; başladığı yere dönen, renkli görünen ama içinden çıkılmaz bir travmayı simgeliyor.

Bunları Biliyor Muydunuz?

Film, Türkiye sinemasında ensest konusunu bu denli doğrudan, dürüst ve cesurca, üstelik melodrama ya da sömürüye kaçmadan ele alan nadir yapımlardan biri olarak tarihe geçmiştir.

Senaryosu, başrol oyuncusu Mert Fırat ve yönetmen İlksen Başarır tarafından ortaklaşa kaleme alınmıştır; ikili daha önce yine tabuları yıkan "Başka Dilde Aşk" filminde de birlikte çalışmışlardır.

Mert Fırat (Erdem), bu filmde saygın bir şairin ardına gizlenmiş sapkın bir ruhu öylesine inandırıcı ve rahatsız edici oynamıştır ki, seyircilerin uzun süre karakterin yarattığı travmatik psikolojik etkiden çıkamadığı söylenir.

Adını aldığı "Atlıkarınca" oyuncağı, filmin içinde sürekli başladığı yere dönen, renkli ama bir o kadar da melankolik ve kısırdöngüye dönüşmüş travmayı sembolize eden kusursuz bir felsefi metafordur.

Yönetmen İlksen Başarır ve Mert Fırat, bir önceki filmleri olan "Başka Dilde Aşk"ta olduğu gibi bu filmde de işitme engellileri unutmayarak vizyona altyazılı kopyalarla girmiş ve sinemaseverlerin yüzünde buruk bir tebessüm bırakmıştır.