There Will Be Blood
Kan Dökülecek
Filmin Konusu
Upton Sinclair’in “Petrol-Oil!” adlı romanından uyarlanan filmin konusu, 20. yüzyılın başlarında geçer. Aile çiftliği arazisinde petrol çıkartma haklarını almasıyla birlikte servetini hızla katlayan bir işadamı ile (Daniel Day-Lewis), kısa sürede gelişip kalkınan kasabanın karizmatik genç rahibinin (Paul Dano) paralel öyküsü anlatılır. Güney Kaliforniya’da petrol bulunmasının ardından ortaya çıkan tablo, daha önceki yıllardaki “Altına Hücum” olgusunun eşdeğeridir. İşadamının Amerikan Rüyası kavramının farkına varması ve Amerikan Rüyası tarafından yok edilmesiyle birlikte filmin öyküsü hırs ve inançların irdelemesine dönüşür.
Fragman
Filmin Repliği
“Bazen insanlara bakıyorum da, hoşlanmaya değer bir şey görmüyorum. Herkesten uzaklaşmayı sağlayacak kadar para kazanmak istiyorum.”
“İçimde bir rekabet duygusu var. Başka hiç kimsenin başarılı olmasını istemiyorum. İnsanların çoğundan nefret ediyorum.”
Kadro
Yönetmen
Paul Thomas Anderson
Senaryo
Paul Thomas Anderson
Upton Sinclair
Oyuncular
Daniel Day-Lewis
Paul Dano
Kevin J. O'Connor
Ciarán Hinds
Dillon Freasier
Hope Elizabeth Reeves
Colleen Foy
Barry Del Sherman
David Willis
Paul F. Tompkins
Kevin Breznahan
Jim Meskimen
Erica Sullivan
Randall Carver
Coco Leigh
Jim Downey
David Warshofsky
Russell Harvard
Brad Carr
Mary Elizabeth Barrett
Daniel Day-Lewis
Paul Dano
Kevin J. O'Connor
Ciarán Hinds
Dillon Freasier
Hope Elizabeth Reeves
Colleen Foy
Barry Del Sherman
David Willis
Paul F. Tompkins
Kevin Breznahan
Jim Meskimen
Erica Sullivan
Randall Carver
Coco Leigh
Jim Downey
David Warshofsky
Russell Harvard
Brad Carr
Mary Elizabeth Barrett
There Will Be Blood Ne Anlatıyor?
Toprak, Sermaye ve Şarlatanlar: Bir Kapitalizm Ayini
⚠️ Dikkat: Bu analiz yazısı, filmi henüz izlememiş olanlar için spoiler detaylar içerebilir.
Amerika nasıl Amerika oldu? Paul Thomas Anderson, Upton Sinclair'in romanından serbestçe uyarladığı bu başyapıtta, kıtanın toprağına ve ruhuna sızan o kapkara zehri, petrolü merkezine alarak bu soruya epik bir cevap veriyor. Diyalogsuz geçen o çarpıcı ilk on beş dakikada, maden çukurunda kendi kanı ve teriyle boğuşan madenci Daniel Plainview'in, hırsla şekillenmiş acımasız bir petrol zenginine dönüşümünü adeta belgeselvari bir çıplaklıkla izleriz. Yeryüzünün kanı olarak tabir edilen petrol, burada sadece bir yeraltı zenginliği değil; kapitalizmin, vicdanı dahil önüne çıkan her şeyi ezip geçen sessiz ve karanlık bir failidir.
Filmin sinematografik zirvesi, petrol kulesinin alev aldığı ve H.W.'nun sağır olduğu o sekansta saklıdır. Alevlerin geceyi gündüze çevirdiği bu "kara vaftiz" töreninde, Plainview oğlunun işitme yetisini kaybetmesinden ziyade yeryüzüne fışkıran o sonsuz servetin şehvetiyle mest olmuştur. Bedenin tahribatı, sermayenin inşası için ödenen kabul edilebilir bir bedele dönüşür.
Hikayenin asıl kırılma noktası, maden kazasında ölen bir işçinin bebeğini yanına alarak kendine 'iyi bir aile babası' maskesi yaratan kurnaz girişimci Daniel ile, kendini peygamber sayan kasabanın genç vaizi Eli Sunday arasındaki o bitmek bilmeyen iktidar savaşıdır. Biri toprağın altındaki siyah altına ulaşmak için dini, diğeri ise kilisesini büyütmek için parayı kullanır. İkisi de aynı madalyonun farklı yüzleridir; amaçları uğruna mubah saydıkları tüm yollara saparken, biri para için dine, diğeri din için paraya sarılır. Petrol kulesinin göğe yükselen silüetinin bir haça dönüşmesiyle özetlenen din ve para arasındaki bu savaş, Anderson'ın kamerasında insan doğasının en karanlık köşelerinden çekip çıkarılır.
Plainview'in "İçimde bir rekabet duygusu var; kimsenin başarılı olmasını istemiyorum" itirafı, filmin psikolojik haritasını çizen en net koordinattır. O, yalnızca toprağı değil, çevresindeki tüm insanları birer yatırım aracına indirgemiştir. Evlat edindiği H.W. onun toplum nezdindeki sevimli aile babası maskesi, karşısına çıkan sahte kardeşi Henry ise bir anlığına sığınmak istediği kan bağı illüzyonudur. Ne var ki, kapitalin mutlak izolasyonu duygusal bir bağa izin vermez. Plainview, kendisiyle aynı kumaştan olmayan herkesi sistemden kusar. Kasabanın vaizi Eli ile yaşadığı o teolojik ve ekonomik bilek güreşi, modern Amerikan rüyasının iki temel kolonunun -vahşi kapitalizm ve organize dinin- aynı kandan beslendiği bir ikiyüzlülük sarmalıdır.
Daniel Day-Lewis'in insanüstü bir performansla ete kemiğe büründürdüğü Plainview, feleğin çemberinden geçmiş, insanlara olan nefretini yıllarca içinde biriktirmiş bir adamın portresidir. Ruhunu sevgiyle beslemek yerine hırsla ve kinle dolduran birey, nihayetinde Amerika topraklarını parsel parsel yutarken kendi inşa ettiği o devasa servetin içinde mutlak bir yalnızlığa mahkum olur. Filmin efsanevi finalinde, kan ve petrolün birbirine karıştığı o loş bowling salonunda atılan son nida, sadece bir adamın değil, hırsıyla kendini tüketen bir çağın kapanış cümlesidir.
Bunları Biliyor Muydunuz?
Daniel Day-Lewis, Daniel Plainview rolüne hazırlanmak için bir yıl boyunca sadece dönemin ses kayıtlarını dinlemiş, dönemin kıyafetleriyle yaşamış ve 1800'lerin sonundaki petrol endüstrisi hakkında sayısız kitap okumuştur.
Petrol kulesinin alev aldığı sahnede kullanılan 'petrol', aslında suya karıştırılmış çikolata şurubu ve özel bir kimyasal karışımdır.
Filmin efsanevi bowling salonu sahnesindeki bowling toplarının ve labutların sesi, gerilimi artırmak için post-prodüksiyonda bilerek normalden çok daha yüksek ve yankılı bir şekilde tasarlanmıştır.
Film, Coen Kardeşler'in 'No Country for Old Men' filmiyle aynı dönemde, birbirine çok yakın setlerde çekilmiştir. Hatta alev alan petrol kulesinden yükselen devasa duman bulutu, Coen Kardeşler'in çekimlerini bir günlüğüne durdurmalarına neden olmuştur.
Anderson’ın kurduğu bu tekinsiz evrenin nabzı, Radiohead gitaristi Jonny Greenwood’un bestelediği asimetrik ve tırmalayıcı müziklerle atar.