Caché
Hidden • Saklı
Filmin Konusu
Georges, bir televizyon kanalı için edebiyat programı hazırlayıp sunuyor. Karısı ile birlikte son derece rahat ve huzurlu bir yaşamı var. Bir gün kaynağı belirsiz bir paket alıyor. İçinden, Georges'un ailesiyle birlikteyken gizlice çekilmiş görüntülerinin olduğu bir video kaset çıkıyor! Zamanla, yeni paketler gelmeye başlıyor ve Georges, paketleri yollayan kişinin kendisini yakından tanıdığını anlıyor. Artık sadece karısı ile birlikte polise gidip gitmeme konusunda karar vermek kalıyor. Ve zaman geçtikçe Georges'un geçmişindeki bazı olaylar ile paketler arasındaki ilişki belirginleşmeye başlıyor... Yaşayan en önemli sinemacılardan birisi olan Michael Haneke imzasını taşıyan, sıkı bir gerilim filmi. Klasik bir gerilim filmi bekleyenlere, politik yönü ağır basan bir Haneke filmi olduğunu hatırlatalım.
Fragman
Filmin Repliği
“Yoksa beni dövecek misin? Zor olmasa gerek. Eskisinden çok daha büyüksün. Beni dövmen, benim hakkımda hiçbir şey öğrenmeni sağlamaz. Hatta beni öldüresiye dövsen bile. Ama sen bunu yapamayacak kadar zarifsin. Üstelik kaybedecek çok şeyin var.”
“Vicdan azabı duymayı reddediyorum. Baban mutsuz ve başarısız bir hayat sürdü diye bana vicdan azabı çektirmeyi başaramayacaksın. Suçlu ben değilim!”
Kadro
Yönetmen
Michael Haneke
Senaryo
Michael Haneke
Oyuncular
Daniel Auteuil
Juliette Binoche
Annie Girardot
Bernard Le Coq
Daniel Duval
Maurice Bénichou
Walid Afkir
Lester Makedonsky
Nathalie Richard
Denis Podalydès
Caroline Baehr
Christian Benedetti
Loïc Brabant
Aïssa Maïga
Jean-Jacques Brochier
Paule Daré
Louis-Do de Lencquesaing
Diouc Koma
Marie Kremer
Nicky Marbot
Daniel Auteuil
Juliette Binoche
Annie Girardot
Bernard Le Coq
Daniel Duval
Maurice Bénichou
Walid Afkir
Lester Makedonsky
Nathalie Richard
Denis Podalydès
Caroline Baehr
Christian Benedetti
Loïc Brabant
Aïssa Maïga
Jean-Jacques Brochier
Paule Daré
Louis-Do de Lencquesaing
Diouc Koma
Marie Kremer
Nicky Marbot
Caché Ne Anlatıyor?
Hakkında konuşmadıklarımız üzerine bir film "Caché". Elde etmek istediklerimiz için işlevselleştiremediğimiz olayları, insanları, kısacası bizi rahatsız eden her ayrıntıyı reddedişimiz ve bunun üzerine odamıza kapanıp çektiğimiz o ne idüğü belirsiz uykular üzerine... Modern insanın en büyük yanılgısı da tam olarak budur; inşa ettiği steril ve konforlu sınırların, geçmişin hayaletlerini dışarıda bırakabileceğine olan o kibirli inancı. Michael Haneke, yalıtılmış burjuva kalesinin kapısına isimsiz bir video kaset bırakarak bu yanılgıyı paramparça eder. Konu edindiği ağır suçluluk duygusu ne sadece Fransa'ya ne de ana karakter Georges'a özgüdür; filmi bu denli çılgın ve hüzünlü kılan da budur.
Hikayenin en büyük kırılma noktalarından biri olan 17 Ekim 1961 Paris Katliamı'nın, yani 200 Arap kökenli insanın Fransız polisi tarafından öldürülüp Seine Nehri'ne dökülmesinin, zaten kısıtlı olan diyalogların arasına usulca sıkıştırılması çok manidardır. Haneke bu vahşetten yıllar sonra, gece yarısı izlediği bir belgesel sayesinde haberdar olduğunu ve nasıl olup da böylesi bir kıyımın on yıllarca hasıraltı edildiğine inanamadığını söyler. Yönetmen bu tarihsel utancı kör göze parmağım sokmak yerine koca bir filme yedirir; yersiz yurtsuzluğu, aşağılanmayı ve asla tatmin olmayan o bencil burjuva egosunu ilmek ilmek işler. Hikayenin düğüm noktası olan Cezayirli Majid, sadece Georges'un kişisel geçmişindeki bir kurban değil, Batı Avrupa'nın yüzleşmekten korktuğu "Öteki"nin ta kendisidir. Bir çocuğun yalanıyla başlayan o kişisel ihanet ve Majid'in yetimhaneye sürgün edilmesi, mikro ölçekte bir kardeş kıskançlığı gibi sunulsa da makro ölçekte o Seine Nehri'ne atılan Cezayirlilerin tarihsel hafızasıyla kesişir.
Georges, kan öksürdüğünü iddia ederek ve horozun kafasını kestirerek Majid'i "vahşi, hastalıklı ve istenmeyen" olarak kodlar. Bu durum, kolonyal hegemonyanın sömürdüğü halkları kendi topraklarından uzaklaştırmak için kullandığı meşrulaştırma politikasının mikroskobik bir yansımasıdır. Yıllar sonra o çocuksu ama bir o kadar vahşi "kan kusan çöp adam" çizimlerinin Georges'un şık salonuna sızması, geçmişin asla geçmişte kalmadığının, tarihsel travmaların er ya da geç failin kapısını çalacağının kanıtıdır.
Filmin baş kişilerinden biri aslında o kayıt halindeki kameradır. Georges ve eşi Anne'in evini karşıdan izleyen sabit kamera açısı, tam filmin akışına dalmışken görüntünün televizyonda olduğu ve gizli kameradan aktarıldığı anlaşıldığında tekinsiz bir statikliğe dönüşür. O geniş durağan planlar, kıpırdamadan izleyen bir gözlemcinin, hiçbir şeyin saklı kalmasına müsaade etmeyen vicdanın gözüdür. Bazen bizi hiç durmadan gözetleyen büyük biraderin; zaman zaman gözetleyenin yerinde oluyor, zaman zaman gözetlenenin sorduklarını soruyorsunuz kendinize. Georges evinin izlendiğini fark ettiğinde kapıldığı o büyük panik, mahremiyetinin ihlal edilmesinden ziyade kendi inşa ettiği "masum entelektüel" yalanının şeffaflaşmasındandır. Kameranın kayda aldığı şey sadece bir sokak değil, doğrudan Georges'un bilinçaltıdır. Hikayeyi ne o anlatır ne de Majid; Georges'i kaydeden kameranın bakış açısı, vicdanın kendisine dönüşür. Görüntünün dili hiç bozulmadan, hep izlenmeye ve hep izlemeye devam ederek...
Majid'in hiçbir açıklama yapmadan, sükunetle kendi boğazını kestiği o sekans, Haneke sinemasının zirvesidir. Duvardaki bembeyaz sıvanın üzerine sıçrayan kızıl kan, burjuvazinin steril duvarlarının "öteki"nin kanıyla ne kadar kolay boyanabileceğini gösterir. Georges bu şiddet eylemi karşısında bile kendi sorumluluğunu almayı reddeder; onun tek derdi itibarının zedelenmemesidir. Film, topluca gördüğümüz halde tek tek de etkilerini yaşadığımız, yataklarımızdan ter içinde fırladığımız bir kabusun öyküsüdür. Üzeri örtülen, hiçbir şey yaşanmamış gibi saklanan ama ırkçılığı ve ötekileştirmeyi geçerli kılan ortak bir kabus.
Yönetmen, görüntülerle ve repliklerle nedenlerin yanına acabaları ekleyerek uyarıyor bizi: Karşılıklı güvensizliğin ve paranoyanın tırmandığı bir ortamdan kolaylıkla şiddete varabilir, ırkçı bir dünyaya geçebilirsiniz. Yabancıyı, bizden olmayanı bir tehdit unsuru olarak görebilir, kendimize siyah, yoksul, kadın, dünyanın güneyinden ya da doğusundan düşmanlar yaratabiliriz. Kapımızı kilitlemeyip güvenle uyuduğumuz, komşumuzla dinini ve dilini önemsemeden yemeğimizi paylaştığımız günler çok uzak değildi belki. Ama durum değişiyor; televizyonlardan ve radyolardan kanımıza akıtılan paranoya zehriyle her geçen gün içimize bir korku tohumu daha salınıyor. Biraz daha kopuyoruz birbirimizden, her gün biraz daha yalnızlaşıp küçük parçalara bölünüyoruz.
Neden en yakınımızdakine bile güvenemiyoruz? Neden bu kadar çok korkuyoruz? Yalnız bıraktıklarımız, umursamadıklarımız, içimize en derinlere gömdüklerimiz ne kadar saklı kalabilir? Sessiz kalsak, olup bitenlerin sorumluluğunu sırtımızdan atabilir miyiz? Tüm bu sorular, hem o zehri akıtan hem sizi izleyen kameralardan ve vicdanımızın sesinden yankılanıyor. "Caché", bittiğinde size huzur vermez. Film, Georges'un sinema salonundaki bir izleyici gibi karanlığa karışıp uykuya dalmasıyla biterken, okul çıkışında iki çocuğun sessizce konuşmasını izletir bize. Gelecek nesil, atalarının yarım bıraktığı suçların mirasçısı olarak fısıldaşmaktadır. Geçmişin bedeli henüz ödenmemiştir; kaset sadece bir süreliğine başa sarılmıştır.
Bunları Biliyor Muydunuz?
Michael Haneke filmde seyirciyi duygusal olarak yönlendirmemek için hiçbir fon müziği kullanmamış, sadece saf ortam seslerinden faydalanmıştır.
Filmdeki ailenin yaşadığı ev gerçektir (Paris'te Rue des Iris). Google Haritalar'dan bu sokağa bakıldığında kameranın filmdeki ürkütücü gözetleme açısıyla birebir aynı manzara görülür.
Caché, Haneke'nin yüksek çözünürlüklü (HD) dijital video kameralar kullandığı ilk filmdir; böylece ev kamerasının amatör görüntüsü ile sinema kamerası arasındaki ayrımı kasıtlı olarak belirsizleştirmiştir.
Film, Fransa'nın en güçlü Oscar adayı olmasına rağmen, yapımcıları arasında Avusturya ve İtalya'nın da bulunması bahane edilerek Akademi tarafından şok edici bir kararla diskalifiye edilmiştir.
Michael Haneke, filmin senaryosunu doğrudan Daniel Auteuil ve Juliette Binoche'u hayal ederek kaleme almış ve başrolleri özellikle onlara teslim etmiştir.